Dijitalleşmenin hız kazanması, tüketici alışkanlıklarının değişmesi ve mobil uygulamaların yaygınlaşmasıyla birlikte e-ticaret sektörü altın zamanlarını yaşamakta. İnternet alışverişleriyle başlayan elektronik ticaret kültürü market alışverişine, günlük ihtiyaçlara ve yemek siparişlerine kadar hayatın her alanına yayılmış durumda. Artık insanlar şehir içinde hemen hemen her şeyi tek tıkla kısa sürede kapılarına getirtebilmektedir. Satın alınan malın şehir içinde en hızlı şekilde müşteriye ulaştırılması moto kuryelerle mümkün olduğu için moto kurye sektörü hızla büyümeye devam etmektedir.
Getir, Yemeksepeti, Trendyol gibi platformlar mobil uygulamalar aracılığı ile almış olduğu siparişleri ulaştırabilmek için esnek çözüm yöntemleri üretmektedir. Lojistik şirketleriyle çalışarak kurye ihtiyacını dışarıdan karşılamak da bu yöntemlerden biridir. Bahsedilen gelişmelerin getirdiği esnek çalışma modellerine maalesef mevzuat düzenlemeleri yetişememekte ve uygulamada boşluklar ortaya çıkmaktadır. Çalışma hayatındaki paydaşların da sessizliği ile birlikte bu boşluklar adeta işverenlerin kendi iş hukukunu oluşturdukları bozuk anlayışları beraberinde getirerek düzeltilmesi zor alışkanlıklara yol açmaktadır. Platformlar lojistik şirketleriyle anlaşarak işçi-işveren ilişkisinden doğan sorumluluklardan kurtulmakta ve emek gücünün ucuzlatılmasından kaynaklı kârlılıklarını arttırmaktadır. Oysaki platformların bu şirketler ile düzenlediği hizmet alımına dayalı sözleşme alt işverenlik sözleşmesi olarak değerlendirilmelidir.
Türk İş Hukukunda asıl işveren ve alt işveren ilişkisi kurulabilmesi için
- Asıl işverenin işveren niteliğinde olması,
- Alt işveren işçilerinin yardımcı işlerde veya uzmanlık gerektiren bir işte çalıştırılması,
- Alt işverenin işinin asıl işverene bağımlı ve sürekli olması,
- Alt işveren işçilerinin sadece asıl işveren işyerinde çalışması,
hallerinin birlikte olması gerekmektedir. Asıl işin platformun ürünlerinin satış işi olduğu, yardımcı işin ise bu ürünlerin dağıtımı olduğu, kuryelerin mobil uygulama vasıtasıyla doğrudan platformun gözetiminde bu işi yaptığı hususları da dikkate alınırsa söz konusu iş modelinin esasında asıl işveren – alt işveren ilişkisine dayandırılmasının tüm paydaşlar için daha doğru ve hakkaniyetli olacağı ortadadır. Aksi takdirde yüksek getiri/fayda dengesine karşı risk faktörünün tamamen dışlandığı, işçi ve kamu için müteselsil sorumluluk müessesinin getirmiş olduğu güvencenin baypas edildiği çalışma tiplerine cevaz verilmiş olacaktır.
Yargı organları, lojistik şirketi işçilerinin platformlar/teknoloji şirketlerine açmış olduğu davaları çoğunlukla pasif husumet yokluğu nedeniyle usulen reddetmekteyken artık eskiye nazaran görüş ve uygulama değişmekte, gün geçtikçe daha çok mahkeme bu ilişkiyi asıl-alt işveren ilişkisi olarak tanımlamaktadır. Aşağıdaki karar da bunlardan biridir.
- Adana BAM 18. Hukuk Dairesi (E.2024/3819, K.2025/840)
Bu nedenle çalışma hayatındaki tüm paydaşlar için bu hususlar dikkate alınarak işlemler en başından hukuka ve hakkaniyete uygun olarak tesis edilmeli, kârlılık endişesiyle iş ve sosyal güvenlik hukukundan doğan yükümlülüklerin göz ardı edilmesine izin verilmemelidir. Aksi takdirde işçi, işveren ve devlet üçgeninde doğabilecek uyuşmazlıklar hem çalışan haklarının sürüncemede kalmasına hem de işverenlerin ciddi yaptırımlarla karşı karşıya kalmasına neden olabilecektir.

Üstadım bu konunun daha da detaylandırılarak, sosyal açıdan da incelenerek daha geniş perspektifte gündemde kalması sağlanmalı. Sosyal güvenlik hukuku açısından çok önemli bir konu. Kaleminize sağlık
esnaf kurye olarak çalışıyorum bağkur ödüyorum eskiden şirket çalışanıydım şimdi vergi kaydı açıp iş yapmamızı istediler şirketlerin çoğu bu şekilde istiyor artık
Bu durum da maalesef ülkemizdeki boşluklar sayesinde fazlasıyla istismar edilen ve yanlış anlaşılan bir konu. Ayrı bir yazıda etraflıca değinmeyi düşünüyorum.