Bir trafik kazası yaşandığında doğal olarak ilk akla gelen, kimin hangi trafik kuralını çiğnediğidir. Zira bu sayede haklıyı ve haksızı ayırmak oldukça kolaylaşır. Ne var ki, doğası gereği melez bir yapı barındıran “trafik-iş kazalarında” değerlendirmeler bu kadar basit değildir. Çünkü artık kaza salt bir trafik kazası olmaktan çıkmış, iş ve sosyal güvenlik hukuku ile iş sağlığı ve güvenliği hukukunun işe karıştığı çok yönlü bir problem haline gelmiştir.
Mahkemeler Arası Uyumsuzluklar
Bir trafik-iş kazası yaşandığında, genellikle bir işçi bedensel olarak zarara uğrar (yaralanır veya vefat eder). Ölüm veya yaralanma olduğu için savcılık tarafından bir ceza dosyası açılır. Aynı zamanda işçi veya ailesi, işverene ve kazaya karışan karşı tarafa tazminat davası yöneltir. Böylelikle bir de hukuk dosyası açılmış olur. Ceza mahkemelerinde düzenlenen bilirkişi raporları ile hukuk mahkemelerinde düzenlenen bilirkişi raporlarının incelenmesi neticesinde uçurum denilecek farklılıkların olduğu sıklıkla görülmektedir. Elbette bu iki mahkemenin olaya bakış açısı ve amaçlarının farklı olması nedeniyle, bilirkişi raporlarının da bir miktar farklılık içermesi doğal karşılanabilir. Ancak raporlarda aynı durum ve aynı kişiler için taban tabana zıt kusur dağılımları sıklıkla görülmektedir.
Raporlardaki Hataların Sebepleri : Nedensellik
İnceleme konusu kazalara sadece “kim kırmızıda geçti” veya “kim yüksek hız yaptı” gözüyle bakılmaması gerekmektedir. İncelemede esas temel unsur kazanın oluşumunda etkili “nedensellik bağı” yani sebep-sonuç ilişkisidir. Uygulamada, genellikle teknik uzmanlardan oluşan bilirkişi heyetlerinin, zararın doğması için gereken bu hayati bağı kurmakta yetersiz kaldıkları, konuya salt teknik bir trafik vakası gibi yaklaştıkları görülmektedir. Kusur dağılımı yapılırken tek ölçüt çoğu zaman “kurallara uymazlık” olarak ele alınmaktadır. Oysa kural ihlali ile zarar doğuran eylem arasında doğrudan ve mantıksal bir bağ olmadığı müddetçe kusur dağılımında o kural ihlaline yer verilmemesi gerekmektedir.
Örneğin aşırı alkollü bir sürücünün karıştığı bir kazada, eğer kazanın asıl nedeni sürücünün alkollü olması değil de, karşı tarafın bir kural ihlali (örneğin aniden ters şeride girmesi) ise, nedensellik bağı buna göre kurulmalıdır. Kusur, sırf alkollü olduğu için o sürücüye değil, zararın doğmasına asıl yol açan fiili gerçekleştiren kişiye verilmelidir. Alkollü araç kullanmanın cezai yaptırımı elbette ayrıca uygulanmalıdır; ancak ‘iş kazasının asıl sorumlusu kim?‘ sorusunun yanıtı, sözünü ettiğimiz bu nedensellik bağı üzerinden temellendirilmedikçe her zaman eksik veya hatalı kalacaktır.
Bir başka çarpıcı örneği de sıklıkla karşılaştığımız bir durum üzerinden verelim: Şirkete ait ticari bir aracı kullanan işçinin, zorunlu olan SRC (mesleki yeterlilik) belgesinin süresinin geçmiş olduğunu veya belgenin hiç olmadığını düşünelim. Bu, tartışmasız bir kural ihlalidir ve idari para cezası kesilmelidir. Fiili durumda da SRC hususu kolluk kuvvetlerinin kaza mahallinde ilk dikkat ettiği hususlardan olup, ilgili yaptırımlar doğrudan tutanak eşliğinde uygulanmaktadır. Bu ilk tutanaklar ise dava dosyasına girmekte ve ileride bilirkişilerin baktığı ilk belgelerden biri olmaktadır. Ancak kaza; işverenin periyodik bakımını yaptırmadığı aracın fren balataları nedeniyle meydana gelmişse ne olacaktır? Eğer bilirkişi sadece kural ihlaline odaklanıp “sürücü yeterlilik belgesi olmadan araç kullanmaktan kusurludur” der ve sürücüye kusur değeri verirse, asıl sorumlu olan işverenin ihmalini belli oranda aklamış olacaktır. Oysa sürücünün bir belgesinin eksik olması, fren balatasına bir zarar vermiş olamaz. Dolayısıyla nedensellik bağı SRC belgesinde değil, zamanında değiştirilmeyen o fren balatalarındadır.
Maalesef trafik-iş kazalarına bakan hukuk mahkemelerine sunulan hemen hemen tüm bilirkişi raporlarındaki en büyük eksiklik, “iş kazası sonucu gerçekleşen zarara neyin yol açtığının” bütüncül bir yaklaşımla ortaya konamamasıdır. Bu yüzden sadece trafik polisleri veya teknik bilirkişilerin bakış açısıyla bu dosyaların hakkaniyetli bir çözüme ulaştırılması mümkün görünmemektedir. Hem kurallara aykırı davranışlar ortaya konmalı hem de bu davranışların zararın doğmasında ne derece etkili olduğu araştırılarak nedensellik bağı doğru kurulmalıdır. Kural ihlali ile ortaya çıkan zarar arasındaki ilişki tam olarak tespit edilmediği sürece bilirkişi raporları, trafik kurallarının alt alta sıralandığı birer ceza tutanağı ya da sıradan bir ihlal listesi olmaktan öteye gidememektedir.
Ne yazık ki bu raporlar, seneler sürecek davalarda yanlış iliklenen ilk düğme olmaya devam etmektedir.
